Çığın Gölgesindeki İnsanlık: Arkadaşınızı Yemek Zorunda Kalır mıydınız?

İLGİNÇ OLAYLAR
Okuma Süresi: 12 dakika
448
0 0

Heyecanlı Yolculuk: Uruguaylı Ragbi Takımının Şili’ye Yolculuğu

Uruguaylı ragbi takımının heyecanı, başkent Santiago’ya yapacakları yolculukla doruğa ulaşıyordu. Arkadaşlar, aile fertleri ve takımın önde gelen isimleri, Şili’nin başkentindeki büyük maça hazırlanıyordu. Ancak, bu yolculuğun karanlık bir dönemeçle sonuçlanacağını kimse tahmin edemezdi.

Tarih 12 Ekim 1972… Old Christians Club rugby takımı, 19 oyuncusu ve 21 aile üyesi ile birlikte, Carrasco Uluslararası Havalimanı’ndan kalkan 571 numaralı uçuşla yola çıktı. Uruguay’ın gururu olan bu spor kulübü, ülkenin en önemli ragbi takımlarından biriydi ve ulusal arenada iki kez şampiyonluk yaşamıştı. Şimdi ise, en önemli rakiplerinden biri olan İngiliz Old Boys Club ile karşılaşmak için Şili’ye gidiyorlardı.

Uçakta, tecrübeli pilot Albay Julio César Ferradas ve yardımcı pilot Dante Héctor Lagurara liderliğinde beş mürettebat üyesi bulunuyordu. Güvenlik ve deneyimleriyle bilinen bir ekip olarak, bu yolculuğun güvenli geçeceği düşünülüyordu.

13 Ekim 1972 günü, Uruguay Hava Yolları’nın 571 sefer numaralı uçuşuyla Uruguay’dan bir amatör ragbi takımı, ufak bir yolculuğa çıktı.

Kaderin Cilvesi: Beklenmedik Fırtına ve Felaketin Yaklaşımı

Ancak, kaderin cilvesiyle, bu yolculuk hiçbirinin tahmin edemeyeceği bir trajediye dönüşecekti.

And Dağları’nın kudretli doruklarının üzerinde, beklenmedik bir fırtına patlak verdi. Arjantin’in Mendoza şehrinde bir gece mola verdiler, ancak hava koşulları hızla düzelmiş gibi görünüyordu. Bu nedenle, yolculuğa devam etmeye karar verdiler. Ancak, geri dönüşü olmayan bir kabusun eşiğindeydiler.

Uçuş öncesi yapılan planlamalarda, dağların en yüksek zirvelerinin üzerinden geçmek gerektiği belirlenmişti. Ancak, fırtına bulutları dağları gizlemişti ve bu, korkunç bir hata ile sonuçlanacaktı. Pilot Julio, yardımcı pilot Dante’yi eğitirken, uçağı dağların alçak bir kısmının üzerinden yönlendirmeye karar verdi. Ancak, bu karar, felaketin habercisi olacaktı.

Pilot, geçiş olduğunu düşündüğü yere döndüğünde, kendisini And Dağları’nın yan tarafına bakarken buldu. Uçağı yukarı çekmeye çalıştığında, uçak durdu ve sıradağlara çarptı

And Dağları’nın karanlık sırlarıyla dolu doruklarına doğru ilerlerken, uçak fırtınanın etkisiyle kontrolden çıktı. Dağların sert yüzüne çarpışarak parçalandı ve hayatta kalmak için bir mücadele başladı. Artık, hayatta kalmak için akıl almaz olanı yapmak zorundaydılar.

Bu trajik olay, Uruguaylı ragbi takımının kahramanlık hikayesine dönüşecekti. Ancak, bu karanlık günün izleri, hayatta kalanların hayatlarında derin yaralar bırakacaktı. Ve bu felaket, insanlığın acımasız doğasıyla yüzleşmelerine neden olacaktı.

Kritik Kararlar: Pilotaj Hatası ve Acil Durum Mücadelesi

Uçağın konumunu yanlış değerlendiren yardımcı pilot Dante Héctor Lagurara, And Dağları’nı geçtiklerini düşündüğü için alçalmak istedi. Ancak, hava trafik kontrolü bu kararı onayladı, habersizce. Uçak türbülansa girdiğinde, acımasız bir şekilde aşağıya çekilmeye başladı. Rugbi oyuncuları ilk başta bu durumu şaka zannediyordu, ta ki biri ilerideki dağları fark edene kadar. Dağa çok yaklaşmışlardı ve pilot, son umutsuz çabalarla yüksekliği artırmaya çalıştı, ancak uçağın alt kısmı dağın sırtına çarptı.

Korkunç bir çarpışma sesiyle, uçağın sağ kanadı, ardından arka kısmı ve ikinci kanadı koparak parçalandı. Sonunda, dik bir buzulun üzerine saatte 350 km hızla kayarak çarpıştı ve tüm koltuklar öne fırlayarak kokpite zarar verdi. Albay Julio César Ferradas, pilot, anında hayatını kaybetti.

Uruguay Hava Kuvvetlerine ait 571 sefer sayılı uçağın yolcuları, çoğu insanın sağ çıkamayacağı zorluklarla karşılaştı. Ancak, kaza geçiren ekip son derece yetenekliydi ve mümkün olan en zorlu koşullarda bile inanılmaz bir işbirliği sergilediler. Ayrıca, bir şansları daha vardı: Roberto Canessa, tesadüfen tıp öğrencisiydi.

Uçak, gitmeleri gereken rotadan yaklaşık 80 km uzakta ve 3 bin 600 metre yükseklikte durdu. Yaralı yardımcı pilot Dante Héctor Lagurara, diğer hayatta kalanlardan birine tabancasını alıp onu vurmasını söyledi. Ancak, ragbi takımının cesur üyeleri bu teklifi reddetti. Dante, ağır yaralanmaları nedeniyle kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.

Kaza sonrası, sadece 33 kişi hayattaydı. Hayatta kalanlar, soğukla mücadele etmek ve azalan yiyeceklerle başa çıkmak zorundaydı.

Hayatta Kalma Mücadelesi: Soğuk, Yiyecek Sıkıntısı ve Zorlu Koşullar

Dağ başında, eksi 30-40 derece sıcaklıkta yaşam mücadelesi başlamıştı. Yaralılar arasında, yakınlarını kaybedenler ve uzuvları kırılanlar vardı. Artık, hayatta kalmak için savaşmaları gereken zorlu bir yolculukları vardı.

Ragbi oyuncusu Nando Parrado’nun kafatası kırılmıştı ve birkaç gün komada kaldı. Bu süre içinde, öldüğü düşünüldü. Ancak, su istediğinde yaşadığının fark edildi. Uyandığında, annesinin, kız kardeşinin ve iki çocukluk arkadaşının kaybını kabul etmek zorunda kaldı.

Binlerce ton kar göz açıp kapayıncaya kadar üzerlerine yağdığında, ekibin sekiz üyesi daha öldü.

Diğer hayatta kalanlar, soğukla mücadele etmek için uçağın koltuklarını söktü ve içine barikatlar kurdu. Ardından, yiyeceklerinin envanterini çıkardılar. Ancak yiyecek çok azdı. Sadece biraz çikolata ve birkaç atıştırmalık vardı. Hayatta kalanlar, kısa bir süre içinde bir radyo buldular ve dış dünyayla tek irtibatları bu radyo oldu. Ancak, iletişim kurmak için radyoyu kullanamadılar. Kaybolduktan sonra 11. günde, arama kurtarma çalışmalarının durdurulduğunu radyodan öğrendiler.

Tüm bu sorunların yanı sıra, diğerleri kadar açık olmayan bir başka sorun daha ortaya çıktı. Güneş ışınları, hayatta kalanların güneş yanıklarına ve gözlerinin kızarmasına neden oldu. Bulabildikleri güneş kremi, makyaj ve güneş gözlükleri bir nebze de olsa bu sorunu hafifletmelerine yardımcı oldu. Ancak, su kaynağı olarak sürekli kar ve buz yedikleri için boğaz enfeksiyonlarına yakalandılar. Bu sorunu çözmek için, karı güneş ışığına maruz bırakan ve eridikçe damlaları tutan bir düzenek yaptılar.

Tüm parlak hayatta kalma becerilerine rağmen, günler geçtikçe ve kimsenin kurtarmaya gelmediği gerçeğiyle yüzleştiklerinde, ekibin geri kalan üyeleri korkunç bir seçimle karşı karşıya kaldılar: Ya arkadaşlarının cesetlerini yemek zorunda kalacaklardı, ya da öleceklerdi

Ancak, kısa süre sonra erzak azalmaya başladı ve yiyecek sıkıntısı baş gösterdi. Bu durumda, hayatlarının en önemli kararını vermeleri gerekiyordu. Ya kaderlerine razı gelip ölümü göze alacaklardı, ya da kazada ölen arkadaşlarının ve yakınlarının buz ve kayalarla çevrili cesetlerini yemek zorunda kalacaklardı.

Sonunda, ölenlerin etini yemek, yaşamak için tek mantıklı seçenekti.

Cesur Adımlar: Kurtuluşa Giden Yolun Keşfi ve Kurtarma Operasyonu

Günler yavaşça ilerledikçe, soğuk bastırıcı etkisini azaltmaya başladı ve etraftaki karlar erimeye başladı. Bu noktada, hayatta kalanlar artık cesurca bir adım atmaya karar verdiler. Enkazın etrafını keşfe çıkmak, daha önce denemiş olsalar da, irtifa hastalığı ve gece soğuğunun vahşiliği gibi zorluklar nedeniyle erteledikleri bir girişimdi. İlk olarak doğuya doğru yöneldiler ve enkazın kuyruğunda bazı erzaklar, ek giysiler ve hayati bir batarya buldular. Radyoyu kamp yerlerinden alıp enkaza getirdiler ancak farklı voltajlar nedeniyle şarj edemediler.

Çoğu için güvenli bir yere yürümek dahi mümkün değildi. Ancak kurtarma aramalarının durdurulduğu haberini aldıklarında, hiçbir şey yapmamanın ölümle eşdeğer olduğunu biliyorlardı.

Çetin sınavlarının 62. gününde, Nando Parrado, Canessa ve Antonio Vizintín, umutsuzca yardım aramak için gruptan ayrıldılar. Yardımcı pilotun ölümünden önce bahsettiği Curicó’ya doğru yola çıktılar ancak bilgi yanıltıcıydı ve hala ulaşmaları gereken bir medeniyetten uzaktaydılar. Malzemeler azalınca, Nando ve Canessa devam etmeye karar verdi ancak Vizintín diğerlerine geri dönmeye karar verdi. İki adam, umutlarını kaybetmeden yolculuklarına devam ettiler. Sonunda, keşif gezilerinin 9. gününde, yani kurtuluşlarından 71 gün sonra, bir nehir keşfettiler ve karşı kıyıda üç çoban gördüler. Ancak, taşkın suları nedeniyle iletişim kurmak zordu ancak çobanlar ertesi gün geri geleceklerine söz verdiler.

Ertesi gün çobanlar geri döndüğünde, Nando ve Canessa, yardım isteyen bir not bırakarak seslerini duyurmaya çalıştılar. Kısa bir süre sonra, Şili Hava Kuvvetleri bir helikopterle kaza mahalline ulaştı ancak ağırlık sınırlamaları ve zorlu arazi nedeniyle hayatta kalanların yarısından azını kurtarabildiler. Diğerleri ise bir gün sonra, 23 Aralık’ta, iki ayı aşkın bir süredir And Dağları’nda yaşadıktan sonra kurtarıldı.

Uçaklarının And Dağları’na çarpması yetmezmiş gibi, ekip bir de çığ tehlikesiyle başa çıkmak zorunda kaldı.

Gerçeğin İtirafları: Yamyamlık Skandalı ve Toplumsal Tepkiler

Başlangıçta, hayatta kalanlar, getirdikleri yiyecekler ve çevrede bulunan bitkiler sayesinde hayatta kaldıklarını söyleyerek yetkililere açıklama yaptılar. Ancak, toplumun ve kendi ailelerinin tepkisinden korktukları için, kazada ölenlerin etini yemek zorunda kaldıkları gerçeğini itiraf edemediler.

Andean Relief Corps’un kurtarma ekibi tarafından çekilen iki fotoğraf, kurtarma operasyonundan sadece üç gün sonra, 26 Aralık’ta, iki Uruguay gazetesinde yayınlandı. Gazeteler, yarısı yenmiş bir insan bacağını gösteren fotoğrafları yayınlayarak hayatta kalanların yamyamlık yaptığını iddia etti. Bu haber, kazada hayatını kaybedenlerin ailelerinde büyük bir öfkeye yol açtı. Aileler, ihanete uğramış hissettiler ve halk, yolcuların aldığı kararları sert bir şekilde eleştirdi.

Günler geçtikçe ve kurtarma ekipleri gelmediğinde, hayatta kalanlar tüm parlak hayatta kalma tekniklerine rağmen korkunç bir seçimle karşı karşıya kaldılar: Ya arkadaşlarının cesetlerini yemek zorunda kalacaklardı, ya da öleceklerdi.

Bu olayın ardından, hayatta kalanlar Uruguay’daki bir kolejde bir basın toplantısı düzenledi. Alfredo Delgado, basın toplantısında, kazadan sonra yaşadıkları koşulları ve olayları kamuoyuyla paylaşarak, verdikleri yaşam mücadelesini anlattı. Bu açıklamadan sonra, kazada hayatını kaybedenlerin ailelerinin feryatları azalmaya başladı. Hayatta kalanların yamyamlığa başvurdukları için lanetlenmeyeceklerini onaylayan tek kişi ise bir rahipti.

Derin Etkiler: Trajedinin Ardından Kalan İzler ve Onurlandırma Girişimleri

Ekim 1972’de And Dağları’nda gerçekleşen uçak kazası, 45 yolcunun hayatını sarsan bir trajediydi. Sadece 16 kişi kazadan sağ kurtulurken, 29 kişi hayatta kalamadı. Bu olayın ardından, insanların yaşadığı acı ve yaralar, bir ömür boyu sürecek derin etkiler bıraktı. Hayatta kalanlar için ise bu trajik durumu önlemek için hiçbir şey yapma şansı yoktu.

1972 Andes Müzesi’nde bu zorlu deneyim belgelendi ve hayatta kalan bazı kişiler bu olayla ilgili kitaplar yazdı. Kazada yaşamını yitiren 11 kişinin aileleri ise çocuklarını destekleyerek onları okumaya ve öğrenmeye teşvik etmek amacıyla bir hayır kurumu kurdu.

Uçaktaki 45 yolcudan sadece 16’sı hayattakaldı, 29’u ise başaramadı. Sonunda tüm bunlar hakkında ne düşüneceğiniz size kalmış. Bu kesinlikle bir trajediydi. Birçok insan öldü, yaralandı ve büyük ihtimalle ömür boyu sürecek yaralar aldı. Hayatta kalanların ise bunu önlemek için yapabileceği hiçbir şey yoktu.

571 numaralı uçuşta hayatını kaybedenlerin kalıntıları, kaza yerine sadece 400-800 metre uzaklıktaki ortak bir mezara defnedildi. Ancak aile üyeleri, defin törenine katılmalarına izin verilmedi. Hükümet, bu bölgenin çığlara karşı güvenli olduğuna inandığı için bu yeri seçtiğini açıkladı.

Mezarın yakınında, gözle görülebilen küçük ve mütevazı bir taş sunak ve turuncu bir haç bulunmaktadır. Üzerinde, “El mundo a sus hermanos uruguayos cerca, oh dios de ti” (Dünya, Uruguaylı kardeşlerine yakın, ey Tanrım) yazan bir metal plaka yer alıyor. Bugün, kazanın yaşandığı yer, ölenlerin anısını onurlandırmak için her yıl binlerce ziyaretçi tarafından ziyaret edilmektedir.

Söz konusu olay 1993 yapımı Alive filmine konu oldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir